Güncel
Trend

İnancına Yabancılaşmış Bürokrat ve Politikacılar!

Ülkemizin birçok yaşadığı sorun var. Bu sorunların bazıları ulusal sorunlar bazıları da küresel sorunlar. Sorunlar öncelik sırasına göre çözülmeye başlanılmazsa önemli bir sorunu kısa zamanda ve kalıcı şekilde çözmeniz sizi güçlü yapmaya yetmeyecektir. Bana göre ülkemizin öncelikli sorunu İnancına karşı ötekileşmiş ve yabancılaşmış bürokrat ve politikacı sorunudur.

Neden bu sorun öncelikli sorundur? Bu sorunun cevabını birlikte arayacağız. Ben yazarken sizler de okurken bu soruna cevap bulmaya çalışalım.

Aidiyet Sorunu Nedir?

İlki aidiyet sorunudur. Aidiyetini kaybetmiş ya da aidiyetini sabitleştirememiş kişiler kesinlikle başarılı olamazlar. Bunun ilk gerekçesi aidiyeti oluşmamış kişiler kendilerine hedefler belirleyip o hedeflere ulaşmaya çalışsalar da bir gayeden uzaktırlar. Aidiyeti oluşmamış kişilerin gayeleri de yoktur.

Bir kişinin ya da bir toplumsal grubun her hangi bir konuda bir şeyler yapmaya çalışması o kişilerin zihin ve gönüllerini sakinleştirmez. Evet, ne yapılacağı önemlidir lakin o yapılacak olanın neden yapılması gerektiği ise önceliklidir.

Toplumda yaşanılan sorunlar genellikle liderlere daha açıkçası karizmatik liderlere yüklenir. Oysa hukuki anlamda liderlerin böyle bir sorumluluğu yoktur.

Suçlu Erdoğan …

Toplumda yaşanılan tüm sorumların faturası bürokratlara ve politikacılara çıkarılması gerekirken bir propaganda ile bu fatura sürekli Cumhurbaşkanına kesilmektedir. Ehliyetsiz ve salahiyetsiz biri görevlendirilir suçlu Erdoğan… Toplumsal bir gerçeklik olarak temel tüketim maddelerine zihinleri soru içinde ve vicdanları da acı içinde bırakan zamlar yapılır suçlu Erdoğan…

Yine ÇUŞ’ler – Çok Uluslu Şirkeler- enerji kaynaklarına zam yapar suçlu Erdoğan…Bir şirket bir yanlış yapar suçlu Erdoğan …Bir kadın şiddet görür  suçlu Erdoğan …

Bu durumun iki muhatabı vardır. İlki Erdoğan’a politik rakip ya da tercihini Erdoğan’dan yana yapmayacak insanların bu tepkiyi göstermesi beklenilen bir tepkidir ve haklıdırlar da… Muhalefet iktidara karşı planlama ve strateji sahibi ise bunu kullanarak muhalefetlik eder; yoksa ne yapsın küresel analistlerin bile ayakta alkışladığı projeleri eleştirirler “İstemezük” derler çünkü ellerinde başka seçenek yok.

Bu yazının yazılma sebebinin gerekçelerini sıralayacağım bölüme geldik. Bana göre istisna olan ve hakları saklı olan birkaç bürokrat ve politikacıların dışında bürokrat ve politikacıların önceliği hiçbir zaman toplumun yaşadığı sorunlar ya da Erdoğan’ın toplum tarafından hedef alınması öncelikli hatta önemli bile olmamıştır.

Kabul edersiniz ya da etmezsiniz kesin inandığım bir sosyal gerçeklik var inancının hakikatini önceleyen ve bunu ifade eden Müslümanlardan CHP’nin rahatsız olduğundan daha fazla rahatsızlardır.

Yine kabul eder ya da etmezsiniz nasıl 28 Şubatta okul idarecileri polisi arayıp “Biz bu başörtülü öğrenciler ve aileleri ile mücadele edemiyoruz; bir ekip gönderebilir misiniz?” diyen imam hatip liseleri idarecilerine şahit olduk. Bu bir niyet okuma değildi; konfor alanlarının daralacağı hatta yok olacağı korkusu ki bunun ıstılahı olarak ifadesi “Vehn” yani kaybetme korkusudur.

Şuna inanın ki hem bürokratların hem de politikacıların karşı mahallenin medya çalışanlarından muhbirleri vardır. Gün geçmiyor ki inancını ifade eden biri sosyal lekeleme yapılarak linç edilmesin ve bu linç ulusal boyutta gerçekleşsin.

Oysa bu konuda idari ve ceza hukukuna uygun iş ve işlemler yapılmış olsa hiçbir medya insanları linç etme cesareti gösteremez… Bu cesaret onların hukukun yaptırımlarına karşı cezaysa ceza hapisse hapis tepkisi değildir.

Kendilerine verilen açık çeklerdir. Bürokratlar ve politikacılar neden inancını ifade eden insanlardan rahatsızlık duyarlar? Çünkü bu kişiler susturulması gereken kişilerdir. Kim ki konfor konusunda duyarsızsa o kişi hem bürokrasi için hem de statüko için sakıncalı insanlardır. Bu kişiler ile mantıksal olarak mücadele edilemez. Yaptırımlar ile susturulamaz… Bunlar için tek seçenek vardır. Sosyal Lekeleme yapılıp itibar suikastı yapmaktır.

Sosyal Lekeleme

Sosyal Psikolojiye göre birden çok sosyal lekeleme vardır. Fakat en etkili ve inancını ifade edenlere karşı etkili sosyal lekelemeler için mutlaka şu üç kod ve motifi kullanılarak sosyal lekeleme yapılmalıdır.

  1. Toplumdaki para ile ya da zenginlik birilerinin haksız ve hukuksuz kazançları hedef alınıyorsa “Hırsız”
  2. Toplumdaki meşru olmayan bir güç hedef alınıyorsa “Terörist”
  3. Toplumdaki ahlakın bozulması ve inancın yaşanması hedef alınıyorsa “Sapık”

Bu sosyal lekelemelerin yapılması ya da yapılan sosyal lekeleme karşısında duyarsız olmak için inancınızın hakikatleri ve vicdanınıza karşı üç maymunu oynamak zorundasınızdır.

Ak Parti evet İslam’ı referans alan bir politik örgütlenme olmadığını hem biz biliyoruz hem de partinin böyle bir beyanı olmadı. Bu bir sosyal gerçeklik fakat asla unutulmaması gereken sosyal bir gerçeklik daha var ki Ak Parti çeyrek asır kesintisiz bir politik başarı elde etmişse bunun sebebi ve hamisi özellikle 2016 yılına kadar inancını önceleyen toplumdur.

Bir sosyolog olarak bir öngörü de bulunmak istiyorum ki önümüzdeki günlerde bürokratlar ve politikacılar inancını önceleyen bunu ifade eden kişi ve toplumsal grupları daha fazla ve acımasızca hedef alacak. Çünkü kendilerinin konforu için bunu yapmak zorundadırlar.

İnancını ifade eden bir Müslümanın inancının hakikatlerini ifade etmesinden rahatsız olan bir CHP paradigmasına sahip bürokrat ya da politikaca ise bu onun ideolojisidir. Rahatsız olmamak gerekir.

Lakin Müslümanın inancını ifade etmesi bir imam hatip çıkışlı politikacı ya da politikacıyı rahatsız ediyorsa oturup en az üç kere düşünmek gerekir. Bir de bunu konfor alanları için yapıyorlar ve CHP paradigmasına sahip bürokrat ve politikacılara destek vermek için “Evet, biz de en az siz kadar rahatsızız!” diyorsa burada sadece sosyolojik bir sorun değil psikiyatrik bir sorun var demektir.

Ak Parti ve Suskunluk

Ak Parti içinde politik sosyoloji açısından “Suskunluk” olgusu ciddi anlamda kuramsal ve saha çalışması yapılacak bir çalışma alnıdır. Muhalefet sürekli konuşurken ve vekili olduğu kişileri korumak için vekillik koruma kalkanını kullanarak sürekli suçları kesinleşmiş kişileri bile “İfade Özgürlüğü” adı altında savunurken… İktidarı temsil eden Ak Partili vekillerin vekilliklerini üstlendikleri insanların uğradıkları mağduriyetleri karşısında susmaları bir yana onların aleyhine konuşmaları mantıkla ve vicdanla temellendirilemez.

Politik sosyolojiye göre Ak Partinin temsil ettiği kitleyi ciddi anlam da temsil sorunu vardır. Bunun en büyük sebebi vatandaş ile vekiller arasında bir sözleşmenin olmamasıdır. Hukuki anlamda vekillerin seçildikten sonra kendisine oy veren kişilere karşı legal bir sorumluluk ve bu sorumluluğun yerine getirilmemesi karşısında bir yaptırım söz konusu değildir.

Bir yerde vekil ve müvekkillik varsa bir sözleşme olması şarttır. Sormak lazım neden vatandaş ile vekiller arasında bir sözleşme yapılmaz…

Yazıyı uzatmadan bir başka sosyal gerçeklik bu güne kadar yaşanılan bir sorun karşısında bir tek bürokrat ve politikacı çıkıp şu ifadeyi kullanmadı

“Evet, bu yaşanılan sorunun bir sorumlusu varsa öncelikle Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan asla bunun sorumlusu değildir. Bunun ilk ve tek sorumlusu bu bakanlığın koordinasyonundan sorumlu olan makam yetkilisi olarak benim; öncelikle halkımızdan özür diliyoruz”

Evet, bu ifadeler neden kullanılmaz çünkü bürokratlar da; politikacılar da suçun Erdoğan’a fatura edilmesini seviyorlar…

İnancına karşı ötekileşmiş ve yabancılaşmış bürokrat ve politikacılar bugün konfor içinde yaşasalar da inanın ki iflah olmazlar olmayacaklar… Bir de dilleri inancını ifade eden Müslümanlara uzandıkça ancak “Din Günü” cennetlerini azaltıp cehennemlerini çoğaltacaklar…

İnancına ve inancının hakikatlerine karşı ötekileşmemiş ve yabancılaşmamış bürokrat ve politikacılara selam olsun…

Ercan Harmancı

Eğitimci – Sosyolog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu