Öncelikle bu yazıya başlamadan…Bu yazı kişisel bir hesapla değil ; toplumsal bir maslahat gözeterek ,yazılması bir toplumbilimci vebali olarak kaleme alındı.
Bu yazımda 9 yıllık bir mazlum olarak hatta Yusuf Bey’in bizzat “Bu sapkınlıkları biz de kabul etmiyoruz” çıkışına muhatap olan itibar suikastına uğramış ve akabinde ağır bir psikosomatik işkenceye maruz bırakılan olarak önceliğim tıpkı 2017’de toplumsal maslahat ve öğrencilerimin onuru için yaptığım paylaşım gibi şimdi de hakkı ve hakikati kişisel hesaplar yapmadan toplumsal maslahatı gözeterek dile getirmeliyim.
Yusuf Tekin’e Operasyon mu Çekiliyor?
Bu yazıda kişisel olarak kimse hedef alınmamıştır yazıda geçen isimler gerçek isimler değil makamları temsil eden tüzel kişiliklerdir. İsimler toplumsal maslahat ve sosyolojik tespitler için kullanılmıştır.
Millî Eğitim Bakanlığı sadece kurumların örgütsel bir işlerin koordine edilmesi işlevinden öte bir işleve sahiptir. Millî Eğitim Bakanlığı aslında sosyolojik anlamda inanç ve tutumların dizayn edilip dikte edildiği bir bakanlıktır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın kurumları sadece okullar değildir. Yine sınırlıda değildir Eğitim Bakanlığı’nın hedef kitleri öğrenci ve öğretmenlerle sınırlıda değildir. Millî Eğitim Bakanlığı misyon ve vizyonun doğru anlamak için ilk kurulduğu 29 Ekim 1923 tarihinden en son en uzun görev yapan bakan H. Hüseyin Çelik’e kadar doğru okumak gerek.
Millî Eğitim Bakanlığı için görev süresi teamülü ortalama 3 yıl ile sınırlıdır. Kısacası 3 yıldan uzun bakanlara bakanlık yapmaları için imkân tanınmamıştır.
En Uzun Süre Bakanlık Yapan Bakanlar
4 Mayıs 1920’de Rıza Nur ile başlayan bir serüven; bu serüvende en çok bakanlık yapan isim 28.12.1938- 5.8.1946 tarihleri arasında bakanlık yapan H. Ali Yücel olmuştur.1924-1929 tarihleri arasında bakanlık yapan ve eğitim ve öğretim boyutunda asırların geleneği ki eğitim ve öğretim kod ve motiflerini bu kadim geleneğe göre inan ve örften almaktaydı.
Bugün sadece medyada değil akademik mecralarda da tartışılan Tevhid-i Tedrisat’ın mimarı Hüseyin Vasıf Çınar olmuştur. Osmanlı’da Batı’ya özenti şeklinde tezahür eden değişimlerdir temel hedef toplumun inanç ve örfünü bozmak değildir. Oysa Hüseyin Vasıf Çınar’ın mimarı olduğu Tevhid-i Tedrisat ise tamamen bir örfe ve inanca açılmış savaştır.
Tevhid-i Tedrisat’ı kız-erkek karma eğitim olarak düşünmek gerçek kişiler için safdillik; tüzel kişilikler için ise Kurumsal Körlükolarak değerlendirilmelidir.
Akabinde M. Kemal sonrası dönem ve Demokrat Partisi’nin iktidar olduğu döneme kadar 1938-1946 yılları arasındaki toplumu eğitecek eğitmenlerin ve öğrencilerin zihinleri bir savaşçı gibi hazırlanmış ve bilenmiştir.
En uzun görev yapan bakanlardan biri de yakın zamanda bakanlık yapmış olan H. Hüseyin Çelik olmuştur. Çelik neden bu göreve getirilmiştir bu görevlendirmenin perde arkası nedir bunu doğru okuyamayan Millî Eğitim Bakanlığı’nı Müfredat ve Atama döngüsünden çıkamadan bir döngü içinde olacaktır.
Ak Parti’nin beklenmedik politik zaferinden sonra Erdoğan’ın büyük güvenlik açığı çalışabileceği bürokrat ve politikacılar olmuştur.
İktidarın hemen akabinde Gülen Hareketi önce bürokrasiyi ele geçirmeye çalıştı. Bunun için ülke tarihinde görülmeyecek düzeyde açıktan atama yapılmıştır. Bu açıktan atamaların tek kriteri Gülen Hareketi’nin adanmışı olmak ve Okyanusötesinden referanslı olmaktır.
İlk dönem bürokrasi “İmam” kodu ve motifiyle dizayn edildi. İmamlar ketum isimler ve yıllarını bürokrasiye vermiş kişilerin makam ve yetki devri ketum imamların iki dudaklarının arasında olmuştur. Sosyal bir gerçeklik olarak toplumun hafızasına şu kodlandı ve telkin edildi “Makam istiyorsan Hoca Efendi’den referansın olmalıdır.” telkini hatta diktesi olmuştur.
Bu durum bir niyet okuma değil dönemin basılı ve görsel medyası ile ve fotoğraf kayıtları ile sabittir.
Şimdi gelin H. Hüseyin Çelik’e odaklanalım…H. Hüseyin Çelik kendisinin 15 Temmuz sonrasında da en ateşli FETO fedaisi kendisi olmuştur.
H.Hüseyin Çelik’in bir gecede ivedi mevzuat değişikliği ile yaptığı atamalar gündeme gelmiş manşetlere taşınmış ama asıl misyonu gölgede kalmıştır.
Gülen Hareketi demek piramit yapılanma demektir. Piramit Yapılanma, öncelikle bir güç – etki alanı oluşturmaktır. H. Hüseyin Çelik ülkemizdeki etkinlik ve yaygınlık açısından en etkin olan kurum olan Millî Eğitim Bakanlığı üzerinden bir etki haritası çıkarıldı.
Milyonlarca idareci, öğretmen hatta öğrencilerin kendilerinin ya da ailelerinin güç etki haritası çıkarıldı.
Güç Etki Haritası Nedir?
Kurumda muvazzaf hata emekli olmuş insanların kendilerinin ve yakınlarının sahip olduğu aşağıdaki etki alanlarına göre bir harita çıkarıldı.
1- Gülen Hareketi için en önemli etki alanı Yargı Gücü olmuştur. Bunun en büyük mesnedi ise Gülen Hareketi dershanecinde öğrencilere en çok tavsiye, telkin hattat dikte ettikleri bölümün hukuk olması bir rastlantı değildir. Gülen hukuk tanımadan taşınır taşınmazlara el koyduğu kadar Amerika’da pizzacılık yapan birini üst düzey bürokrat olarak atama yapacak kadar hukuk tanımazdır.
2- İş adamları Finans Gücü, ikinci öncelikli olan finans gücü olmuştur. Gülen Hareketi formel olarak yapılamayacak idari ve adli işlemleri Finans Gücünü kullanarak yapmıştır. İş insanları da Gülen’in çokuluslu ticaret ağını hesap ederek bu ağa gönüllü olarak dahil olmuşlardır.
3- Medya Gücü aslında gerçek ve tüzel kişiliğe sahip kişi ve kurumların Zaman Gazetesi’ne abone yapılması hareket için öncelikli bir cihattır. Yine bir gerçeği daha paylaşalım bugün Gülen muhalifi olan birçok medya çalışanın çıraklık dönemleri Zaman Gazetesi’nde geçmiştir.
4- Politika Gücü , Türkiye sosyal gerçeğine bakıldığında politika eşrafın tercihi olmamıştır. Bunun öncelikli sebebi toplumun eşrafı olmak politikacı olmaktan daha etkilidir. Oysa Gülen Hareketi her bölgede ve her ilde eşraftan olan insanları politikaya yönlendirmiştir. Türkiye’nin politik gerçeği Merhum N. Erbakan, S. Demirel, Bülent Ecevit ve Özal gerçeğidir…
5- Bürokrasi Gücü, bu güç aslında yeni bir Güç. Bürokrasi daha önce gücün değil çileli bir memuriyetin jübilesi olmuştur. Gülen Hareketi memur olmayanlardan hatta devlet kurumlarında değil kendi hizmetlerinde çalışanları bürokrasiye taşımıştır. Görecelide olsa 1000 asırlık devlet geleneğimizde selahiyetin ve ehliyetin şahidi olan Evrak-ı Kadime rafa kaldırılmıştır.
2011 yılında Türkiye genelinde çok katmanlı ve çok boyutlu bir güç etki haritası çıkarıldı. Aslında 2013 yılında belirmeye başlayan Erdoğan – Gülen çatışmasını doğru okumak için 2011 insan Kaynaklarına odaklanmak gerekir.
İlk okuyanların nereden biliyorsun diyecekleri bir cümle yazayım. Gülen dershanelerin kapanma sinyalleri ve akabinde de pasif durma gelmesinin sonunda. Anadolu İmam Hatip Liseleri Gülen Hareketi’nin karargahları seçildi. Bunun gerekçesi, Gülen Altın Nesil beklentisi ile zekâ ve başarısı yüksek öğrencileri hedeflemektedir. Gülen zeki de olsa itaat etmeyen öğrenciler hedef değildir. Bu sebeple imam hatip öğrencileri seçildi ve Ankara’da yazılı sınavdan sonra mülakatla bu okullara Gülen muhibbini olan öğretmenlerin ataması yapıldı. Bunu anlamının bunu doğrulamanın en büyük argümanı KHK ile görevden alınan okullar ve görevli öğretmenlerin listelerinin karşılaştırılmasıdır.
Evrak-ı Kadimesi olmayan Gülen’e bağlı bir dershanede Kayseri’de uzun dönem öğretmenlik ve idarecilik yapan bir gün bile devlet memurluğu olmadan H. Hüseyin Çelik’in kendisine açıktan atama ile Danışman olarak göreve başlayan H. Aydoğdu’nun 13 yıla yakın önce İnsan Kaynakları genel Müdürü ve daha sonra da Personel Genel Müdürü olarak görevlendirilmesi birtakım soruları beraberinde getiriyor…
Bir gün bile devlet memurluğu olmayan bir dershane çalışanından bakan bey nasıl bir danışmanlık alma ihtiyacı duymuştur?
KHK ile alınan ve idari ve adli yargının kararları ile sabit Gülen muhibbini olan dershane geçmişleri ve banka hesapları suça mesnet yapılarak görevden alınırken ilgili Genel Müdürlük neden zamanın da gerekli önlemleri almamıştır?
Bir başka cevaplanması gereken soruda şudur. Gülen’e ait yayınevinden kitapları çıkan bir bürokrat görevine devam ederken neden gülen yayınlarını öğrencilerine okutturduğu için mesleğinden menedilen memurlar olmuştur?
Gülen yayınlarından eseri yayınlana Gülen dershanelerinde öğrencilere teşvik ve tavsiye edilen eserin sahibinin 15 Temmuz sonrası okullardan Gülen’e FETÖ’ye ait yayınların kaldırılması genelgesine imza atmıştır. Bu durum örgüt sosyolojisinde hangi kavramla tanımlanabilir?
Kısacası, kişisel saiklerle değil toplum maslahatını gözeterek cevaplanması gereken sorular cevapsız mı kalacak?
Şimdi, Milli Eğitim Bakanı değişikliği ve bu konuda sansasyon düzeyinde çalışmalar sadece bir kabinede makam değişikliği olarak asla kabul edilemez.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın değişmesi aslında asra yakın devam eden “Milli Eğitim hiçbir zaman bizim olmadı” öğrenilmiş çaresizlik tutumunu topluma kabul ettirmektir.
Yusuf Tekin Bey’in kişisel düşüncelerinden ve etkin ve yaygın bir kurumun idari yükünün verdiği Kurumsal Körlük sebebi ile birçok yanlışı olabilir.
Teslim etmemiz gereken, 2002 yılından bakan olarak atandığı 4 Haziran 2023 tarihe kadar okullarda zaman zaman inisiyatif alarak bu toplumun inanç ve örfüne uygun etkinlikler yapılmış olsa da hiçbir zaman bu kurumsal bir meşruluk kazanmamıştır.
Yusuf Tekin aslında zihin şemasının etkisi ile ve örgütsel sorun çözme stratejisi ile ilk çıkışını önemli bir kod ve motif üzerinden yapmıştır. Tevhid-i Tedrisat ifsat projesinin zehri olan Karma Eğitim yerine “Kadın Okulları” ki bu ortaöğretim ve yükseköğretim düzeyinde bir çıkış yapmıştır.
Aslında Yusuf Bey’den malum çevreler bakan olduğu için değil milli eğitimin örgütsel yapısını değiştirecek toplumun inanç ve kodlarına göre yeniden dönüştürecek isim olduğu için rahatsız olmuşlardır. Bu rahatsızlık yeni değildir. Müsteşar olduğu Gülen’in MEB imamları ile kıyasıya mücadele ettiği günlerde Birgün Gazetesi “Tekin’in 10 Aralık 2014 yılında gerici Yeni Akit’e verdiği röportajda “Karma eğitimi zorunlu değil” dediği açıklaması gündeme edildi.
İçinde bulunduğumuz hafta uluslararası sözleşme ile koruma altında olan Müslümanın Ramazan ayı ibadetleri için kurumsal meşrulukla gönderilen etkinliklere çeşitli sivil toplum kuruluşları ve medya savaş açıp isyan etti. Hatta meşru olan görevlendirmeye karşı göreve itaatsizlik çağrısı yapıldı.
Noel kutlamasını bir Müslüman olarak sınıflara taşıyanlar; bu toplumun inancının hakikati olan Ramazan etkinliklerini çağdışı olarak buldu.
Hülasa, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Bey’in bakanlıktan alınıp kim atanırsa atansın bu bir seküler çevrenin zaferi olacaktır. Daha vahimi ise okullarda bundan sonra inanç ve örfümüzün kod ve motiflerini görev haline getirecek iş ve işlemlere kapılar kapanacaktır.
Bir kabine değişikliği değil inancını ve örfünü önceleyenlerin hezimeti ve seküler dünyanın muzafferiyeti olacaktır.
Bu yazımızın devamı olan yazıda Millî Eğitim Bakanlığı’nın değişmesi dile getirilip gündem eden medyaya düşmüş haberler üzerinden olayın perde arkasını okumaya çalışacağız…Kulislerden sonuç elde edemeyenler iki kaldıraç kullanacak ilki meşru olmayan Kemalizm diğeri ise şidden kod ve motifli okullar Forbidden Zone ilan edilecek … İki temel kaldıraçla adeta Cumhurbaşkanı Psikosomatikkıskaç altına alınarak Yusuf Tekin bakanlıktan indirilmeye çalışılacak . Kabine değişikliği değil bir rejim tehdidi alınacak önlem olarak sunulacak … Şahsi görüşüm güvenlik tedbiri her zman doğrusal değildir… Çatışma strateji haline geldiyse güvenlik önlemelri hedef alınır ki çatışma meşruluk kazansın… Sorun çatışma değil çatışmayı göremeyen ve önlem alamayan yetki zayıflığı.. Ne diyelim Rabbim hayra tebdil eylesin… Amerika’da okullarda yaşanan şiddet olayı ile sadece şerrifler ilgilenirken ülkemizde bunu iç ve dış güvenlik sorunu olarak meclise taşıyacaklarını öngörüyorum…Sosyolojik olarak ifade edersek Korku İlllüzyonu üzerinden adeta yalancı gebelik …
Zaferler daim ola…
Ercan Harmancı
Eğitimci – Toplumbilimci
![]()