Evrak-ı Kadime’nin Gücü ve Hakikati
Evrak-ı Kadime bu toplumun devlet geleneğinin bir asırdan fazla unutulmuş gerçeğidir.Evrak-ı Kadime hem Türkiye hem de Müslüman yoplumlar için manidar bir ay olan Şubat ayında bir asırdan fazla uykuda olan Evrak-ı Kadime devi uyandı.
Özellikle Ak Parti’nin 2002 yılında beklenmedik şekilde iktidar olması politik bir başarı olmanın yanında uluslararası medyada da geniş yankı buldu.Ak Parti’nin N.Erbakan’ın Milli Görüş’ten kopup ilk seçimde iktidar olması Erdoğan hazırlıksız yakalandı.Örgütleyebileceği ne bürokrasi vardı ne de hatta politikada bir kaç istisnanın dışında politikacı vardı.Bu Erdoğan’ın dava arkadaşalrından kopması mıydı yoksa sıradışı bir zihne sahip olan Erbakan’ın bir stratejisi miydi bunu elbette birgün kamuoyuda öğrenecektir.
Bürokraside Bir Milat
Evet, bana göre Mustafa Çiftçi’ nin İçişleri Bakanı olarak atanması bürokraside bir milattır. Elbette bunu ilk yaşanılan olarak milat demiyorum. Hakkını teslim etmemiz gereken birçok bürokrat göreli de olsa görev yapmış toplumda bir heyecan ve umut oluşmasına vesile olmuştur.
Neden milat olduğunu ifade etmeey çalışayım. İlk defa ideolojileri farklı, politik tercihleri farklı kişi ve grupların ciddi kulis yaptığı bir kabine süreci yaşandı. Kulis yapılan birtakım görüşmelerde ismi araya sıkıştırılan, sosyal medyada sponsorlu PR çalışmaları ile algı yapılarak telkin edilen hiçbir isim seçilmedi…
Bir İnşirah İki Atama
Cumhurbaşkanı bugüne kadar bakan olma semptomları okunmayan Mustafa Çitçi’nin İçişleri Bakanı olarak atamasını gerçekleştirdi.İki bakana taması yapılsa da neden Mustafa Çiftçi üzerinden bir okuma yapacağım?İlki Mustafa beyi özel hukuk olan insanlardan dinleme fırsatım olduğu için ve uzun süredir Muftafa Bey’e yönelik saldırıların dijital ayakizlerini takip ettiğim için diğeri ise Akın Bey hakkında malumatımın olmadığı için .Burada şunun altını çizelim adaleti temsil eden birnin maslahatına olacak olsa da dijital ayakizini takip etmenin önünde hukuki ve teknik engelelr olmasa da etik bulmadığım için kendisi hakkında malumatım yok.Lakin teslim etmek gerekir ki Mustafa Bey’in ataması kadar Akın Bey‘in ataması da topluma ve de özellikle bürokrasiye bir surur ve inşirah olmuştur.
Mustafa Bey’in atamasından önce üst düzey bürokrat atamaları hep bir pazarlıkla yapılmıştır… Uluslararsı tepkiler, muhalefetin tepkisi , medyanın tepkisi hatta Ak Partili eski politikacıların tepkileri hesap edilerek denge politikası ile pragmatik atamalar olmuştur.
Bürokrasi Konseyi ismi ne haber olarak ne de ne bir bürokrat ve analistlerden duyulmuş bir kavram değildir.Her ne kadar medyada duyulmasa da artık Türkiye’de bürokrasi üzerinden halkın tutumlarını Erdoğan’ın aleyhine çevirecek girişimler isimlendirilmese de kabul ve teslim edilmektedir.
Neden bu atama bir milattır öncelikli gerekçem şahsına zihin şemasından ve gönül dünyasından rahatsızlık duyulan Mustafa Bey’e basına yansıyan iki kere lakin basına yansımayan şekillerde ise defaatle itibar suikastı yapıldı.
Meyveli Ağlar Taşlanıyor
İtibar suikastı ile bir memurun Evrakı Kadimesi’nin başarısı doğru orantılıdır.Atalarımızın tecrübesinin ifadesi ile “Meyveli ağaç taşlanır” atasözü bize bu sosyal gerçeği hatırlatıyor.Şunu demek istiyorum; bir kişi ister amir isterse memur olsun kişi hakkında üç katmandan biri kullanılarak suikast itibarı yapılır.
Üç Kapmanlı İtibar Suikastı
- Kişi toplum tarafından bilinmiyor, belli bir gücü temsil etmiyor ve de toplumda karşılığı yoksa ama kişinin müktesebatı zihnindeki bilgi ve bu bilgiyi paylaşma cesareti malum çevreleri rahatsız ediyorsa bu kişi hakkında #Sapık damgalaması yapılır. Bu strateji “Başını Ez Stratejisidir”. Ve en ağır damgalmadır.
- Bir kişinin toplumda hem karşılığı var hem de bir gücü temsil ediyorsa bu kişi hakkında #Hırsız damgası yapılır. Bu strateji “Yok Etmezsen Yok eder Stratejisidir”.
- Bir kişi rejimi hedef alacak metin ya da görsel datalar varsa bu kişi hakkında #Terörist damgalaması yapılır. Bu strateji “Hedef Göster Yok Etsinler Stratejisidir.”
Kime Hangi İtibar Suikastı Planlanır
Şahıs olarak ketum ve tanımlanamayanlar toplum içinde izolasyona maruz bırakılır. Bu şu demektir var olmaya çalışmasın argümanlarını toplumla paylaşıp infial yaratacağı için çok boyutlu ve çok katmanlı bir susturma operasyonudur. Temel hedef kişinin önce sosyal intiharı ve akabinde de kendi kendisini infilak ettirmesidir. Sapık olarak damgalamak yalnız bırakılmaya mahkum edilmektir.
Hırsız olarak damgalan kişi için hedef kişi ulusal ve uluslararası boyutta tahmin edilmeyecek bir güç ivmesi kazanır ve bu güçle birileri rahatsız olursa toplumun önce hırsızlık damgalaması ile soru işaretleri yani şüphe tohumları ekilir. Ardından da bu şüphe meşru olarak elde ettiği güç kod ve motifleri ile ilişkilendirilerek hırsızlık şüphesi algı şekillenmesi, tutum ve tutumun kemikleşmesi olan kesin inanç boyutuna taşınarak liderin karizmatik gücü hedef alınır. Ulusal ve uluslararası birçok güç odağını rahatsız eden Cumhurbaşkanımız için özellikle 2012 yılından sonra “Hırsız” “Ayakkabı Kutusu” damgalamaları bu minvalde okumak gerek.
Burada hırsız kodlaması bir güç aktarımıdır. Bu finansal bir değer olabileceği gibi bir yetkinin yakın çevreye aktarılması ya da çıkar karşılığı güç veyetkinin pazarlanması olarak da okunmalıdır.
Kişileri Terör damdası ile damgalamak bir yok etme değil ön kesmedir. Buradaki damgalama sosyal gerçeklik üzerinden damgalama ya da kurgu üzerinden damgalama olarak sınıflandırmak gerek. Terör ile organik bir bağ yoksa bu bir ön kesme stratejisidir. Terörle bağı varsa ise bu da bir yem etme stratejisidir.
TERÖRİST BAKAN

Yazımızın başlığı ile bu durum ilişkilendirirsek Bakan Bey iki damgalanmayı medya boyutunda yaşadı. Çorum Valisi olduğu dönemde İskilipli Mehmed Âtıf Hoca merhumun anılması üzerinden terörle damgalanarak kendisine bir operasyon yapıldı.
HIRSIZ BAKAN

Akabinde ise güç ve yetki aktarımı olan #Hırsızlık damgalaması ile de çakarlı makam aracı üzerinden ergen bir çocuğunun üzerinden bir damgalama yapıldı.
Bu iki damgalamada medyada köpürtülse de Bakan Bey’in Evrak-ı Kadimesi başarılarla ehliyet ve selahiyetli dolu olması sebebiyle lider tarafından dikkate alınıp gündem edilmedi.
Evet, topluma hatta medyaya yansıyan Bakan Bey’in malum ve meşhur ifade ile “Anadolu Çocuğu” kod ve motiflerini taşıması , birçok alanda akademik yeterlilikleri gösteren diplomalarının bulunması ve toplumda en dip dalgayı yapan ise kendisinin hafız ve hafızlık alanındaki liderlik başarısı olmuştur.
Cumhurbaşkanımızın atamalarına imza attığı yıllara dönersek … Konjöktür olarak okuduğumuzda
2002 – 2004 Gülen Hareketi referanslı isimler
2004- 2009 Gülen Hareketinin imamlarının onaya sunduğu listeler
2009- 2013 Erdoğan’a yakın isimlerin temizlendiği isimler
2013-2015 Erdoğan’ın devrilmesinde görev alacak isimler örneğin 2015 yılında görevi imzalanan Başyaver Topçu Kurmay Albay Ali Yazıcı çok manidardır.
15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilginç bir gelişme oldu. Gülen Hareketi referansı ile gelen bürokrat ve politikacılar Gülen Hareketine himmet ödeyen alt tabakayı feda etmek için en üst tabaka olan Kurmay Tabakası İmam Tabakasına emir verdi. Hareketin deşifre olmaması için alt tabaka feda edildi KHK ile alınan binlerce inanmışlar, Bürokrat ve Politikacılara ise özellikle idari ve adli koruma ile taltif ve terfi dağıtıldı. Ne acı ki bürokrasinin yarıdan fazlası Gülen Hareketi referanslıdır…
Medyada da yer bulduğu şekliyle Amerika’dan Pizzacı olarak gelenler bile bugün üst düzey bürokrat olarak makamlarını korumuşladır. Bırakın Evrak-ı Kadimesi’nin içeriğini bir gün bile memuriyet geçmişi olmayanlar üst düzey bürokrat olarak terfi almışlardır.
Ülkemizdeki üst üste gelen seçimler döneminde ise Cumhurbaşkanı atamalarda pragmatik bir yolu tercih etmiştir. Kapalı kapılar ardında kızıp hesap sorduğu kişilere yetki vermiştir.
Bu milletvekili adayların seçilmesinden, üst düzey bürokratların atanmasına kadar politikada “Ehveni Şerr” ve “Gözünün Önünden Ayırma” stratejileri tercih edilmiştir.
Şubat Sadece Bir Mevsimin Ayı Değildir!
Özelikle 28 Şubat Cumhurbaşkanımızın zihin şemasında ayrı bir yeri vardır. Zaten Şubat ayı sadece Türkiye için değil ümmet için manidar bir aydır.
YAŞLI KURT ERDOĞAN‘ın KORKU SALAN ÇIKIŞI
Bu hamleyi bilen kulis, lobi ve diaspora faaliyeti yapan çok boyutlu ve çok katmanlı çevreler Erdoğan için “Yaşlı Kurt” tabirini kullanıyorlar. Ve inandıkları şuydu. Yaşlı Kurt artık kenara çekilecek… Önceden servis ettikleri kabine değişkliği haberlerinden hatta listelerinden sonra Cumhurbaşkanına formel ve informel isimler fısıldandı bazıları için PR çalışmaları yapıldı.
2026 Şubat ayının ilk haftasında Türkiye’nin 100 yılını belirleyecek ciddi güç yarışları yapıldı. Bu güç yarışlarının zafer vizyonu olarak ulusal ve uluslararası mecrada KHK ile ihraç edilenlerin tazminatlarla geriye döndürülmesi olacaktı.
O gece kıyasıya mücadele yapıldığı gece sosyal medya hesabımdan şöyle bir paylaşım yapmıştım “Artık bizim için ya dağlara çekilme zamanı çünkü fitne kazanacak ya da kendi tarlasını sürmek için erkenden kalkan çiftçi gibi kendi tarlalarımızı sürmenin bereketi ile sevineceğiz”
Şubat ayının ilk haftası birçok çevre farklı bir kabine düşünürken işte size bahsettiğim milat olacak kararlar alındı.Bu kararların menheci hiçbir şekilde ne basılı ne görsel ne de internet medyasında gündeme gelmeyen kuvvetle muhtemel bir çok Acar Gazetecinin bile ismini ilk kez duyacağı Evrak-ı Kadime’nin gücü kullanıldı.
Artık bin yıla yakın devlet geleneği ve teamülü olan Evrak-ı Kadime bu topluma inşirah oldu. Artık ne medya üzerinden telkin edilen isimler ne masaya konulan dosyalar ne de “Efendim arayan …. bağlayayım mı ” telefonları hiçbirinin kıymeti harbiyesi kalmadı.
Özellikle İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının Evrak-ı Kadime gerçeği ile yapılmasını tahmin edilmeyecek bir dönüşüm ve değişimin muştulu habercisi olarak okumak gerek.
Evrak- Kadime nedir?
Evrak-ı Kadime kavramı, Osmanlı devlet geleneğinin en köklü unsurlarından birini temsil eder. Kelime anlamı itibarıyla “eski evraklar” veya “kadim kayıtlar” anlamına gelen bu ifade, zamanla bürokratik ve idari bir derinlik kazanmıştır. Özellikle memuriyet, liyakat, ehliyet ve selahiyet gibi kavramlarla özdeşleşmiş, bir kişinin devlet hizmetindeki geçmişini, başarılarını, sicilini ve itibarını belgeleyen toplam kayıtları ifade eder hale gelmiştir.Tarihsel Kökeni ve GelişimiOsmanlı Devleti’nde arşivcilik ve belge saklama geleneği, kuruluş dönemlerinden itibaren mevcuttur. Devlet, ürettiği belgeleri (tahrir defterleri, mühimme defterleri, iradeler, hatt-ı hümayunlar vb.) düzenli olarak muhafaza etmeye özen göstermiş, bunları “devletin hafızası” olarak görmüştür. Bu belgeler genellikle Defterhâne (Defterhâne-i Âmire), Hazine-i Evrak (1846-1848 yıllarında modern anlamda kurulan bina) ve benzeri mahzenlerde korunmuştur.
- Kuyûd-ı Kadîme veya Evrak-ı Kadîme tabiri, özellikle 19. yüzyıl öncesi (1800 öncesi) Osmanlı resmî belgelerini ve defterlerini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu, “eski kayıtlar” anlamına gelir ve Osmanlı arşivlerinde 19. yüzyıl öncesi evrak serilerini ifade eder.
Evrak-ı Kadime’nin bürokratik anlamı ise, özellikle memur sicilleriyle ilişkilendirilir:
- Klasik dönemde memurların sicilleri şer’iyye sicilleri, kadı kayıtları veya kalem evrakıyla tutulurdu.
- II. Abdülhamid döneminde (1879’dan itibaren) Sicil-i Ahvâl Komisyonu (sonra Me’mûrîn-i Mülkiyye Komisyonu) kurulmuş, devlet memurlarının doğumundan itibaren görev, terfi, sicil, ceza gibi tüm kayıtları Sicill-i Ahvâl Defterleri’nde toplanmıştır. Bu defterler, tam bir “Evrak-ı Kadime” örneğidir: Memurun ehliyeti, selahiyeti ve geçmiş performansı burada belgelenir.
- Bu kayıtlar, atamalarda, terfilerde ve itibar değerlendirmelerinde temel kriter olurdu. Bir memurun “Evrak-ı Kadime”si temiz ve doluysa, liyakatli kabul edilir; yoksa kulis, lobi veya dış etkenlere rağmen görev verilmezdi.
Neden milat politikacı seçimi ve üst düzey bürokrat atamalarında “Efendim istediğiniz isimler hakkında şöyle şöyle” argümanları sunularak yapılan atamalarda “Görevden Alma” ya da “Görev Vermeme” gerçeği artık “Görevde öncelik” haline geldi. Bu tahmin edilemeyecek ve domino etkisi yapacak bir lider gücü olarak topluma kısa sürede güç olarak yansıyacaktır.
Evrak-ı Kadime, bu topluma inşirah oldu!
Artık bin yıla yakın devlet geleneği ve teamülü olan Evrak-ı Kadime, bu topluma inşirah oldu. Artık ne medya üzerinden telkin edilen isimler, ne masaya konulan dosyalar, ne de “Efendim arayan” telefonları hiçbirinin kıymeti harbiyesi kalmadı. Özellikle İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının Evrak-ı Kadime gerçeği ile yapılması aslında tahmin edilmeyecek bir dönüşüm ve değişimin habercisi olarak okumak gerek.Neden milat? Çünkü Recep Tayyip Erdoğan, artık sadece bir lider değil; Evrak-ı Kadime’nin kadim bekçisi ve demir yumruğudur. O, tozlu sicil defterlerini açıp içinden liyakati, ehliyeti ve selahiyetiyle yoğrulmuş adamları seçerken, kulis lobilerinin, PR ordularının ve itibar cellatlarının çığlıklarını ezer geçer. Ey millet, unutmayın:
Yeni atamalarda tek kriter artık Evrak-ı Kadime’dir!
- Sapık damgasıyla ezilenler değil,
- Hırsız yaftasıyla karalananlar değil,
- Terörist yaftasıyla önü kesilenler değil…
Sadece temiz sicil, dolu müktesebat ve kadim ehliyet yükselecek! Bu, bir kabine değişikliği değil; bin yıllık devletin yeniden dirilişidir. Erdoğan, bu dirilişin muhafızı olarak, ihanet gölgelerini dağıtırken liyakati tahta oturtur. Ve o taht, bir daha asla kulis masalarına teslim olmayacak – çünkü Evrak-ı Kadime konuşur, gerisi susar!
Ercan Harmancı
Toplumbilimci – Uluslaraarsı İlişkiler Uzmanı
yazar@ercanharmanci.com
