
Ülkemizde her geçen gün derinleşen ve kangrenleşen öncelikli sorun vatandaşlarımızın ve mültecilerin barınma sorunudur. Bu sosyal gerçeklik tek bir faktörle açıklanamayacak kadar kompleks ve makro bir yapıya ve işleyişe sahiptir.
Ülkemiz üzerinde üç aşamalı bir toplumsal ifsat projesi ulusal ve uluslararası çok uluslu şirketler ve kuruluşlar tarafından özellikle 2010 yılından sonra uygulanmaya başlamıştır.
Ne acı ki bu projenin ilk iki aşaması istedikleri gibi sonuçlandırılmıştır.
Bu toplumsal ifsat projesi üç aşamadan oluşuyor. Bu aşamalar sırası ile
- Kocasız kadınlar
- Babasız çocuklar
- Evsiz insanlar
1 – Kocasız Kadınlar: Bu aşamada hedeflenen ucuz iş gücü oluşturmak için kadının iş hayatına katılımını sağlamak. Bu asıl hedef “Kadına Şiddet” ve “Ekonomik Özgürlük” kod ve motifi ile kamufle edilmiştir. Kocasız kadınlar projesi erkeklerin ekonomik gücünü “Süresiz Nafaka” ile zayıflatılarak hem kadına pozitif hak tanınmış hem de erkekler suça daha yatkın hale getirilmiştir. Ülkemizde bu aşama hukuki ve sosyal gerçeklik olarak misyonunu tamamlamıştır. Toplumda daha önce ayrılan kadın hoş karşılanmazken boşanmak isteyen kadınlar bunu göze alamazken bu proje ile kadınların eşlerinden boşanması “Yalnız Yaşayan Kadın” olgusuyla diğer kadınlara özendirilmiştir.
2 – Babasız Çocuklar: Özellikle medya ve uluslararası kadın hakları savunucusu vakıf ve dernekler tarafından manipüle edilerek erkek “Taciz” “Tahrik” ve “Şiddet” etiketleri ile etiketlendirilerek masum baba rolünden çıkarılarak potansiyel korunması gereken suçlu rolü giydirilmiştir. Bu durum da birçok çocuk ne anneye ne de babaya verilmediği için devlet himayesine alınmıştır. Babasız çocuklar aslında toplumun ortasına bırakılmış serseri mayınlar gibi öç alma duygusu ile suça ya da suç ortamlarına itilmiştir. Babasız Çocuklar Projesi aileyi yıkmak ve toplumu ifsat etmek için hedefe kilitlenen bir projeydi. Evet proje adım adım uygulandı hedeflen aşamalar bir bir geçildi ama toplumsal ifsat beklenen gibi yaşanmadı.
Aile demek içindeki bireyler değil özellikle doğu ve Müslüman toplumlar için kullanılan yuva kelimesinden bağımsız değildi.
Evet, yuva demek bir ev demekti. Ev denilince komşu ve komşu denilince göreli de olsa yardım hatta sosyal denetim demekti. Bugün toplumumuzda bu durum geçmişe göre oldukça azalsa da varlığını halen devam ettirmektedir. İşte bu aşamadan sonra evsiz insanların daha korumasız ve suça açık olacağı için özellikle küresel pandemiden sonra insanların evsizleştirilmesi aşamasına geçildi.
3 – Evsiz İnsanlar Projesi: Küresel ifade ile Homeless yani sabit bir barınma yeri olmayan insanların yaşam tarzı. Homeless sadece fiziki olarak insanların bir evden yoksun olduğu anlamına gelmez; Homeless aynı zamanda toplumun dışladığı hiçe saydığı insanların yaşam tarzıdır.
İlk iki proje tamamlandığı için sadra şifa olacak önlemler için çok geç kalındığındab bundan sonrası öncesi gibi Rabbime havale ediyorum…
Ülkemizde özellikle son iki yıl ciddi barınma sorunları düne kadar finansal olarak yaşana sosyal olaylarken artık kriminal sosyal olaylara doğru hızla ilerlemektedir.
Ülkemizde yaşanan fiyat savaşları için gerekçe dolar ve petrol fiyatları gösterilse de ne dolar ne de petrol değil 3-5 kat 10 artmamışken bugün en temel gıdanın fiyatı bile on kat artmış durumdadır. Ürün ve hizmetlerde yaşanan fiyat artışları finansal olmuş olsaydı en fazla iki ya da bilemediniz üç kat artmış olacaktı. Oysa fiyat artışlarını finansal göstergelerle açıklamak mümkün olmayacağı gibi finansal yöntemlerle de bu sorun çözülemeyecektir. Bu yazımda hedeflediğim genel anlamda fiyat artışları ve çözüm önerileri olmayacağı için ben özellikle barınma üzerine teşhis tahlil ve çözüm önerileri paylaşmaya çalışacağım.
Öncelikle barınma sorunun devletin kontrolüne geçmeden bu sorun çözülmeyeceği gibi daha içinden çıkılmaz hale gelecektir. Devletin kontrolü dedimse halen uygulamada olan ev sahipleri % 25 üstünde zam yapamaz gibi tedbir değildir.
Özellikle mültecilerin oturduğu evler onlar adına ev sahiplerinden devlet yetkilileri tarafından kiralanmalıdır. Bu iki sorunu çözecektir ev sahipleri mültecilere kira mobbing yapamayacak çünkü kirasını devlete ödeyecek. Diğer yandan da ev sahipleri ödenmeyen kira ya da zarar verilen ev sorunundan kurtulacaklar.
Devlet bu yöntemle bilinçli ya da bilinçsiz kaçırılan ciddi boyutta vergiyi hazineye kazandıracaktır. Bu yöntem üç ay içinde ülke genelinde tüm mültecilerin yaşadığı evler için rahatla uygulanabilecek zaman alan bir yöntem değildir.
Bir başka yöntem ise ki bu özellikle yaşadığımız deprem afetinden sonra kolay kaldırıla bilinecek bir yük değildir. Zor olan bu yöntem devlet standart düzeyde 75 metre kullanım alanı olan ve belli bölgelerde yapılacak olan evlerle bu sorunu çözebilir.
Tabii ki de mantığa ve maslahata en uygun olanı hem kira kaçırmayı engelleyecek hem de kira kontrolünü ele geçirecek ilk yöntemdir.
Ülkemizde daha 2020 yılında 1500 tl olan kiralar bugün asgari 10.000 ortalama 15.000 tl olmuşsa bunu finansal göstergelerle açıklayamayız. Çünkü sürekli zamların gerekçesi olarak gösterilen ne dolar ne de petrol bu süre içinde 10 kat artış göstermiştir.
Kiralama işlemleri tamamen istisna tutulmadan e-devlet üzerinden yapılmalı ve yine bu portal üzerinden hem kiracı hem de ev sahibi takip edebilmelidir. Gönüllü olma istisna tutularak en az beş yıl ev sahibi kiracısının çıkmasını talep edememelidir.
Caydırıcı olması sebebi ile tarım yerleşkelerindeki her gün kullanılmayan evler hariç boş , kiraya verilmeyen evlerden caydırıcı olması için en az üç kat vergi alınmalıdır.
Evin beş süre içinde tadilat ve bakımını evde kiracı olan kişinin sorumluluğunda olmalıdır. Bu hem ev sahibine bir güvence hem de evde oturanın ana projesini değiştirmeden kullanım rahatlığı sağlayacaktır.
Devlet kirada oturan kamu ve özel kurum ve kuruluşlarda çalışanlarına gelir vergisi muafiyeti getirmelidir. Bu muafiyet devletin maslahatını düşünerek tam ya da belli oran muafiyet sağlanmalıdır.
Kiracılara bu güvence sağlanırsa faiz batağını göze alarak ev sahibi olmak için bankalara muhtaç kalmayacaktır.
![]()