M.Kemal’i Sevmemek Suç Değildir!

Evet, bu başlığı proaktif bir başlık olsun diye kullanmadım. Lakin insanların ve toplumların zihin şemalarını yeniden inşa etmek zorundayız. Bir asra yakın bir toplumsal öğrenilmiş çaresizlik içinde bir travma gerçeği ve sorunu ile karşı karşıya olduğumuzun farkında olmalıyız.

Meşru ve Yasal Olmayan Kullanım Kemalizm

Önce sorunu tanımlayalım… Kendilerini Kemalist ya da Atatürk’ün Askerleri gibi meşru olmayan bir kavram ve aidiyet ile makro boyutta Türkiye’de yaşayan ve mikro boyutta da kamu kurumlarında çalışan herkesin M. Kemal’i sevmeyi adeta vatandaşlık vazifesi gibi toplumun başının üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallayıp durmaktadırlar.

Lakin şunun da altını çizelim kim olursa olsun kimsenin kimseye hakaret etme, aşağılama ve tehdit etme hakkı yoktur. Bu durum her akıl sahibi insanın kabul edeceği bir gerçekliktir.

Sevdiğini ikrar etmeyenleri ve sevmediğini beyan edenleri vatan haini olarak damgalıyorlar. Hatta bunu kişisel bir vazife olarak değil kurumların bu tercihte bulunmayanların cezalandırılması ise bürokrasi, politika ve hukuk üçgeninin gücünü kullanarak bir zulüm yapılıyor.

Anayasa’da Kemalizim Yok Atatürkçülük Vardır

Evvelen şuradan başlayalım… Ulusal ve uluslararası hukuk mevzuatında ister bu bir genelge olsun isterseniz Uluslararası Sözleme boyutunda olsun bir kişi sevmek ya da sevmemek hiçbir şekilde kayıt altına alınmamıştır.

Ülkemizde halen yürürlükte olan Darbe Anayasası 1982 Anayasası’nda da bu minvalde bir kanun maddesi yoktur.

En trajikomik olan nedir kendini Kemalist Hukukçular olarak sınıflandıran hukukçular bunu bildiği halde bu zulmün ve mobbingin mimarları olmuşlardır.

Anayasadaki bir maddeyi kendi çıkarları için bağlamından kopararak kendilerini ve yaptıkları zulümleri meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar.

M.Kemal isim olarak değil Atatürkçülük olarak Atatürk ilkeleri (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, İnkılapçılık), 5 Şubat 1937 tarihinde yapılan anayasa değişikliği ile 1924 Anayasası’na eklenmiştir.

Atatürkçülüğün koruma zırhı Anayasada

Madde 2- Cumhuriyetin Nitelikleri: Türkiye Cumhuriyeti’nin “Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti” olduğu belirtilmiştir.

Madde 42- Eğitim ve Öğrenim Hakkı: Eğitim ve öğretimin, Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre devletin gözetiminde yapılacağı hükmü yer alır.

Madde 81 ve 103- And İçme: Milletvekilleri ve Cumhurbaşkanı, görevlerine başlarken “Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağına” dair yemin ederler.

Madde 134- Atatürkçü Düşünceyi Araştırma: Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, tarihini ve dilini araştırmak, tanıtmak amacıyla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun kurulması düzenlenmiştir.

Hülasa Anayasada M. Kemal’i seveceksiniz hukuki zorunluluğun olmadığı izahtan varestedir.

Kaldı ki M. Kemal zinhar kendisinin sevilmesini; kendisini sevmeyenlerin cezalandırılmasını talep etmemiştir. Kaldı ki zihin sağlığı yerinde olan hiçbir kimse kişilerden ve toplumlardan kendisini zorla sevilmesini istemez. İsteyen kişi sadece nevroz tarzı bir rahatsızlık değil psikoz türü bir rahatsızlık içindedir.

Ülkemizde özellikle İnönü Dönemi ile başlayan zihni ve vicdanı derinden sarsıp yaralayan bir işkence dönemi yaşanmıştır. Bu durum hem tarihi gerçeklik olarak vesikalarda kayıtlıdır hem de akademik çalışmalara konu olmuştur.

İnönü Dönemi zulmünün iştiyakı ile yanıp tutuşanların en çok sarıldıkları güç 5816 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun“, 25 Temmuz 1951 tarihinde, Demokrat Parti (DP) iktidarı döneminde, TBMM tarafından çıkarılmıştır. Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanı olduğu dönemde kabul edilen bu kanun, o yıllarda artan Atatürk’ün heykel ve büstlerine yönelik saldırılar (Ticani tarikatı olayları) nedeniyle yasalaştırılmıştır.

Evet, hukukun temel ilkesi sınırlı olmasıdır. Her kanunda bir suç ve suça uygun ceza tanımlaması vardır. Ve suçun da cezanın da sınırı vardır.

5816 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun Nedir?

Temelde 5816 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun:

“Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.” Şeklindedir.

Oysa ülkemizde Yargıtay tarafından hakaret ve sövme eylemi ile ağır eleştiri tanımları yapılmış ve sınırları çizilmiştir. Ve M. Kemal’in eleştirilemez oluşu hiçbir şekilde kayıtlı değildir. Kaldı ki kendisi defalarca kendisinin eleştirilmesini telkin etmiştir. Ve bunu özellikle öğretmenlere hitaben “Öğretmenler! Cumhuriyet sizden; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” sözü, özgür düşünceli, ahlaki değerlere bağlı ve bilgili nesiller yetiştirme hedefini vurgular. Bu söz, Cumhuriyet’in temel eğitim felsefesini ve aydınlanma yol haritasını ifade eden üzerinde mutabık olunan bir sözdür.

Her Türkiye vatandaşını Anayasa’nın 2. Maddesi bağlayıcıdır. Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun olarak kişisel ve toplumsal boyutta ilişkilerini şekillendirmek zorundadır bu kanuni bir hükümdür. Zaten Atatürk milliyetçiliği demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti ilkesini ihlal edilecek ilkeler olmadığı gibi M. Kemal’in yapmış olduğu devrimler ise bizzat Cumhuriyet Halk Partisi mebusları ve muhibbinleri tarafından ilga ve ihlal edilmiştir. Şapka takan yok; halkçılığın zıt kutbu kapitalizmdir ve kapitalizmin ise en güçlü motifi bankadır. İş Bankası ise halkın değil en büyük payı CHP’ye aittir.

Şimdi düşünelim M. Kemal’i sevmem hakkını kullananlar mı suç işliyor yoksa şapka takmayan mebuslar mı? Beşer olan M. Kemal’i ki bu ifade kendisine aittir. Hem kişsel hayatında hem askerlik hayatında defalarca yanlış yaptığını bizzat kendisi ifade ve ikrar eden M. Kemal’i eleştirenler velev ki ağır eleştirenler mi suçlu yoksa halkın parasını kendi konfor ve çıkarları için kullanan CHP’ mi suçlu?

Bu ülkenin bir askeri vardır o da Türkiye Cumhuriyeti ordusunun askeridir. Mustafa Kemal’in Askerleri adı altında toplumun inancını ve örfünü önceleyen masum ve mazlum halka kimsenin zulüm yapmaya hakkı yoktur.

Kemalizm artık ülkemizde suçtan ve kabahatten kamufle olmanın yolu olarak görmektedirler. Hâkim karşısına çıkan ilk ifadesi “Ben Kemalist’im” diyerek başlıyor…Adeta bir kişisel zırh olarak suçtan korunma kalkanı olarak kullanıldığı sosyal bir gerçekliktir.

Bu Kavramların Kullanımı Bilimin Hilafınadır

Okullarda daha soyut düşünme becerisi gelişmemiş çocuklara “Ulu Kurtarıcı” “Yaratan” “Ölümsüz” kavramlarının kod ve motifleri kullanılarak zihinsel travma yaşatılmasını eleştirmek suç değildir bilakis bilimsel bir eleştiridir.

Evet, kimse M. Kemal’in şahsına, ailesine hatta hatırasına Yargıtayca suç olarak tanımlanan söz ve eylemleri değil vicdanı rahatsız edecek söz ve eylemler de kullanılmamalıdır.

Sadece devlet memurları değil Türkiye vatandaşlarını Atatürk ilke ve İnkılapları bağlayıcıdır. Bu uymakla yükümlü olduğumuz Anayasa’ya göre böyledir… Bu anayasa değişir o zaman mevcut mevzuata yeni haklar ve yeni suçlar ikame edilir…

Ben soyut düşünme becerimin gelişmeye başladığı ortaokul yıllarından itibaren M. Kemal’i sevmedim bu bir gerçek ama hiçbir zaman da dilim M. Kemal’e hakaret ya da aşağılama şeklinde uzanmamıştır.

Akıl sağlığım yerimde olduğu sürece de uzanmayacaktır. Evet, Atatürk’e saygı duruşu (10 Kasım 09.05) doğrudan 1982 Anayasası’nın metni içinde yer almaz. Bu bir kanuni yükümlülük olmadığı gibi herhangi bir şekilde Anayasa’nın maddesinde suç olarak tanımlanmamıştır. Kanun ile değil kanunlar yorumlanarak adli değil idari ve disiplin mevzuatıyla cezalandırılacak MEB Bayrak Törenleri Yönergesi’nden öteye geçmeyen bir zorunluluğu vardır.

Kısacası 5816 Sayılı Kanun bir ihtiyaçsa o zaman mesnedi neyse onun gerekçeleri işlendiğinde yani büstlerine zarar verildiğinde niyet okuyarak değil suç olan fillerin somut delilelri ile cezalandırılmalıdır.

Dünyanın hiçbir yerinde bir insanı korumak için kanun ihdas edilip icra edilmez hele ki de bir kişiyi zorla sevdirmek için bir kanuni koruma yasallaştırılamaz… Kaldı ki bu duruma ilk karşı çıkacak kişide Müteveffa M. Kemal olacaktır.

M.Kemal ile ilgili tarihi arşivlerde kayda geçmiş ifadelerin ifade edilmesi ya da paylaşılması M. Kemal’in ansına hakaret değildir. Olmamalıdır hukuk da bunu mücbir kılar…

“Atatürk’ü M. Kemal’i Sevmemek Suç Değildir ” derken şahsi bir düşünce değil bir mahkemenin kesin olarak verilmiş kararıdır. Şöyle ki:

Atatürk’ün hatırasına hakaret suçu ile ilgili bir yargılamada Atatürk’ü sevmediğine dair beyanda bulunan bir kişi hakkında Bafra 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen karar dikkat çekmektedir. Bafra 3. Asliye Ceza Mahkemesi 2024/473 Esas 2024/799 Kararda “M. Kemal’i sevmiyoruz” cümlesinin hakaret ve sövme niteliğinde değil, yalnızca bir kişisel tercihin açıklaması olduğunu kabul etmiştir.

Şimdi bu kararı okuyan Kemalistler hem rasyonel hukuka hem de bilime cephe alacaklar ve böyle hakim ve böyle karar olamaz diyeceklerdir…

Kimse ama kimse sadece M.Kemal’e değil kimseye hakaret etmesin sövmesin ve vefat etmişse anısına dil uzatmasın …

Lakin kimse de M. Kemal’i sevip sevmemekle kişileri ya da grupları ülkeye ihanetle, terörle damgamlasın.

Zinhar, soyut düşünme becerisi gelişmemiş anaokulu -kreş hatta ilkokul öğrencilerine M. Kemal ülkenin kurucusu, Başkomutan vb meşru tanımlamanın dışında onların zihin şemalarını bozacak ve telafisi mümkün olmayacak travma yaşatacak şekilde kurum baskısı kullanılarak “Ulu Kurtarıcı” “Ölümsüz” “Yaratıcı” gibi kod ve motifler kullanılmamalıdır.

Yine Anayasa’da zinhar yeri olmayan pedagojik olarak ciddi sıkıntıları olan hiç hareket etmeden durulan kaldı ki her şeyin yaratıcısı ve Rabbi olan Allah’a ibadet ederken bile belli ölçüde hareket edilebileceği sahih kaynaklarla sabitken adına “Saygı Duruşu” denilen ritüel hem hukuki açıdan, pedagojik açıdan yine bilimsel yol ve yöntemlerle irdelenmelidir.

Sen M.Kemal’i Seviyor musun?

Bu kadar cümle kurdun “Sen, M. Kemal’i seviyor musun?” diye soracak olursanız …

Ben, M. Kemal’i sevmeme hakkı mı kullanıyorum” …

Ve ülkemdeki insanların kahir ekserisi temennim o ki eleştirel ve kritik düşünme kalıplarına uygun şekilde yasaların onlara tanıdığı hakların korumasında M. Kemal’in ifadesi ile sadece öğretmeneler değil ama

İşte bu söz, özgür düşünceli, ahlaki değerlere bağlı ve düşüncelerini velev ki ağır eleştiri boyutunda da olsa hukuk ve ideoloji mobbingine maruz kalmadan ifade edebileceği günlerin temennisiyle …

Sürçü lisan ettiysek affola ve yanlış bir kelime yazdıysak sehven olmuştur. Aşırı şekilde duyguları tetiklediysek biline ki zihinleri uyandırmak ve gönülleri diriltmek için kasten yapılmıştır.

Ercan Harmancı

Eğitimci – Toplumbilimci

yazar@ercanharmanci.com

Loading

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir