Evrak-ı Kadime Nedir?
Evrak-ı Kadime bir Osmanlıca kelime olmanın ötesinde asırlara uzanan kültürel mirasın kod ve motifidir. Kısacası bir devlet adamının tüm dökümünü kayıt altına alan ve devlet adamını gölge gibi takip eden “Eski Evraklar” olarak geniş kitlelerin anlayacağı bir ifadedir.
Ülkenin bürokratik geçmişine baktığımızda aslında Evrak-ı Kadime hep öncelikli olmuştur. Evrak-ı Kadime sadece bir istihbarat bilgisi sağlamaz bir hafızadır. Evrak-ı Kadime’nin içinde alınan izinlerden katılan toplantı ve üye olunan sosyal gruplar ve ailenin çok boyutlu ve çok katmanlı bir dökümü vardır. Verilen görevlerin ve hizmetlerin başarı ve hezimet boyutunda tutulan çetelesi…
Evrak-ı Kadime kimin hangi göreve uygun kimin hangi görevi taşıyamayacağını gösteren bir envanterdir. Zaman zaman bürokrasi de görevlendirmelerde ideolojiler etkin olsa da 2004 yılına kadar Evrak-ı Kadime gerçeği ülkemizin bürokrasinin en önemli nirengi noktası olmuştur.
Evrak-ı Kadimesi Olmayan Fetocular Bürokrasiye Sızdı
Evrak-ı Kadime’nin yok sayıldığı tarih 2004 yılı milatlıdır.2004 yılında birçok kritik bakanlıklara bağlı kurumlara bırakın bürokrasi geçmişini memuriyet geçmişi olmayan atamalar yapıldı.Kısacası ataması yapılanan kadar devletten tek kuruş maaş almayanlar 20 yıl devlet adamlığı yapan kişileri koordine eden adam oluverdi…
Türkiye’de bürokrasi tarihinde görülmeyecek seviyede açıktan atamalar yapıldı…Sadece Evrak-ı Kadime değil mutat ve teamül olan yeterlilik sınavları bile dikkate alınmadan yapılan açıktan atamalar.Örneğin Gülen muhibbanı eski Milli Eğitim Bakanı H.Hüseyin Çelik akılları ve gönülleri çaresiz bırakan açıktan atamalar yaptı hem de hepsini bir kalemde… Yarım asırlık adam olarak ben bunun ikinci bir örneğini bilmiyorum duymadım da …
2004 yılında yapılan etkin ve yaygın şekilde açıktan yapılan atamalar sadece bir kariyer ve kadro ya da halk tabiri ile maaş için yapılmadı.2004 yılında açıktan yapılan atamlar bir 10 yıl ya da çeyrek asırlık planın çekirdek adımlarıydı.
Bu atamalara meşruluk kazandırılmak için bürokrasinin hesaba çekilememesi için mevzuat değişiklikleri yapıldı. Açıktan atanmış bir bürokrat hakkında adli ve idari bir işlem için ilgili birim ve makamlardan onay alınması gerekiyordu.Ne acı ki bu onay 15 Temmuz’da bile bürokratlar için alınamadı…Bırakın hesap vermeyi hesaba çekilmeye çalışanlar bile maddi tazminat ve terfi aldılar…
İmamların Koordine Ettiği Bürokrasi Gerçeği
Gülen Hareketi’nin direktifleri ile çalışan ve “İmam” olarak kodlanan kişiler sadece bürokraside değil tüm kurumlardaki görevlendirmeler için adeta onay makamı haline geldi.
2015 yılına gelindiğinde yaklışık 10 yıl sonra ise tüm bakanlıklardaki üst düzey bürokratlar birkaç istisna dışında Gülen Hareketi’nden referans alıyordu. Tüm bakanlıkların kolidorlarında esen hava okyanusötesinden geliyordu. Gülen Hareketi’ne yakın durmayan bürokrtalar hakkında ise itibar suikastları yapılarak pasife alınıyordu.
15 Temmuz bir anlık girişim değildir. Çokuluslu organizasyonların eylem planı içinde yıllarca adım adım ilerleyen bir projeydi. 15 Temmuz kalkışması neden ön görülemedi? Bunun en güçlü sebebi tüm bakanlıklardaki bürokratlar Erdoğan’sız bir Türkiye telkinine inandıkları içindir.
Ulusal ve uluslararası medya şu manşeti atmak zorunda kaldı “Genel Kurmayın İmamı” Milli Eğitim Bakanlığı’nın İmamı” manşetleri… Ve 15 Temmuz sonu açıklanan kurumlardaki imamların merkez ve taşraya göre il il dağılımı gösteren haritalar paylaşıldı.
Bürokrasi bir ülkenin bir toplumun en kritik noktasıdır. Bu bugün değil bu sadece bizim toplumumuzun değil … Sıcak Savaşlardan yorulan ülkeler Soğuk Savaşlara başladı ve soğuk savaşların en kritik noktası da bürokrasi olmuştur.
Bürokrasisini kaybeden ülkeler kaybetmeye mahkum olacaktır.
Ercan Harmancı
Devletin dişlisi bürokrasidir, dişliler zarar gördüğünde artık devlet işlemez hale gelebilir…Ve unutulmamalıdır ki dişlilerin arasındaki en küçük bir müdahale tüm sistemi durdurur…
Ülkemizde yaşanan 15 Temmuz bunun en büyük göstergesidir. Kişisel görüşüm FETO Terör örgütü ile mücadele başlatılmamıştır. Hatta bu mücadelenin başlamaması için Gülen Hareketine lojistik destek sağlayan ve adı Himmet olarak bilinen bağlılık ahdi verenler kurban edilerek Gülen Hareketi gizil olarak devam etmektedir.
Ülkemizde himmet verenlerin kod ve motifleri bir kurban verme ritüeli midir?
- Aylık kazançlarından mutad verilen paralar
- Abone olunan yayınlar
- Kaydolunan dershaneler ve okullar
- Malum bankaya yapılan finans akışı
- Malum organizasyonların kuruluşlarında çalışan öğretmen ve hizmetliler
- Üye olunan sivil toplum kuruluşları ve sendikalar
- By Lock tarzı iletişim kanalları
Gülen Hareketi’nin %80’e yakın olan bu kitleye hem adli hem idari bir yaptırım uygulanmış ve 10 yıl geçse de uygulanmaya devam etmektedir.
Bir başka görmemiz gereken sosyal gerçeklik var dokunulmayan bir bürokrasi gerçeği bir saatli bomba gibi Erdoğan’ın devlet sahnesinden çekilmesini bekliyor. Bu kişilere yönelik bir hedef gösterme değil yakın zamanda iç hatta dış güvenlik tehdidi olacak bir tehlikenin gerçekliğidir.
Gülen Hareketi eklektik bir harekettir, değerli olmanız için belli kriterleri taşımanız gerekir. Yoksa bu kriterleri taşımayanlar bu hareket için kurban edilir. Aslında FETO mücadelesi de bunun en güzel örneğidir.
İddialı bir cümle olarak yazmalıyım ki bürokrasideki Gülen Hareketi menheçli ve mesnedli kişilere yapılan mücadele ne acı ki ellerin parmak sayısı kadar bile olmamıştır.
Bu durum toplumun geniş kesminde ciddi soru işaretleri bıraktığı gibi küresel güçler içinde ciddi soru işaretleri bırakmıştır. Küresel güçler bu durum bir Erdoğan stratejisi değilse Erdoğan’a yapılan psikosomatik bir kıskaç olarak düşünülmektedir.
Evet, bu belli süre bir strateji olsa da artık toplumda ciddi soru işaretleri toplumun Erdoğan’ın gücü ve etkisi konusunda aleyhine tutum değişikliğini de tetiklemektedir.
Kurumsal Körlük mü Yoksa Bürokratik İhanet mi?
Sosyolojik olarak bu durum bir Kurumsal Körlük değil Bürokratik İhanettir. Bu ihaneti çözmenin en kısa yolu 2004 hatta 2002 yılında Cumhurbaşkanımızın bıçak sırtında kazandığı liderlik seçimine kadar olan dönem içinde tüm kurumlardaki üst düzey bürokratların hizmet veren tüm operatörlerin veri kayıtları üzerinde bir veri analizi yapılması ile ülkemize yakın zamanda planlanan bir bürokratik müdahale için ciddi bir dalgakıran olacaktır.
Ülkemiz sadece sınırlarımız içinde yaşayan takribi 85 milyon insan için değil temsil gücü ile birkaç milyar insanın umudu olan bir ülke konumundadır. Türkiye rüştünü yıllarını vererek ispatlamış kurt bürokratlarla yönetilmelidir. Kaldı ki ideolojileri ne olursa olsun…Ülke için en tehlikeli bürokratik gerçeklik denenmemiş bürokratlarla yola devam etmektir.
İvedilikle sadece bürokrat yetiştirecek okullar ihdas edilmelidir. Bu okullar üç dört aşama olmalıdır. Hem bir toplumbilimci hem de bir uluslararası ilişkiler uzmanı olarak tahrir çalışmalarım sonunda teşhislerimden sonra tavsiyem şu olacaktır.
Öncelikle tüm illerde ortaöğretim düzeyinde bürokrat yetiştirecek okullar ihdas edilmelidir. İlk öğretimde ise mevcut ilköğretim programına ek bir müfredat ile öğrenciler devlet yönetmeye karşı farkındalık oluşturacak etkinlikler planlanmalıdır. Bu etkinlikler mümkün oldukça alanın en usta yöneticileri olan ihtiyar bürokrat geçmişi olanlardan seçilmelidir.
İnanç ve Örfümüze Uygun Bir Bürokrasi Eğitimi Zorunluluktur
- İlköğretimde 2. Sınıftan sonra hızlı okuyan ve özlü anlatımı güçlü olan öğrenciler tespit edilmelidir.
- Seçilen bu öğrenciler 2. Sınıf müfredatına ek iyi devlet yöneticilerin anlatıldığı edebi metinler ile zihinsel ve gönül dünyaları inşa edilmeye başlanmalıdır.
- Şehit ya da gazi ve ana babasını küçük yaşta kaybeden çocuklara pozitif ayrımcılık yapılarak ilköğretim sonunda bir mülakat sınavına tabi tutulmalıdırlar. İlköğretim boyunca ek bir müfredatın kazanımlarını kazandırmaya çalışılmalıdır.
- Ortaöğretimde ise akademik bir sınav ile değil mülakat sınavı ile öğrenciler seçilmelidir. Bu sınavlar, öğrenci seçmeleri ya da diğer iş ve işlemler akademik sınavlarda olduğu gibi şeffaf olarak değil mahremiyet ekseninde yapılmalıdır.
- Her ilde bir tane olmak kaydı ile Bürokrat yetiştirecek meslek okulu ihdas edilmelidir. Buradaki eğitim ise MEB’e bağlı öğretmenler ile değil ister meb içinde donanımlı isterse dışardan eğitimciler ile yürütülmelidir.
- Kırmızı çizgi hem öğrenciler hem de öğretmenlere ücret ödenmemelidir. Bu durum adanmışlar için doğal bir seleksiyon filtre görevi görecek ve hem öğrenciler hem de eğitimcilerin zihin şemalarında para değersizleştirilecektir.
- Bu okullardan lise seviyesinde mezun olanlar sınava tabi tutulmadan İstanbul’da ihdas edilecek bir Akademi’ye alınacak ve lisans düzeyinde mezuniyet hakkı veren 3 yıllık bir eğitimden geçirileceklerdir.
- Daha sonra buradan mezun olanlar en az üç yıl olmak üzere en düşük memur maaşı verilerek rüştünü ispat edenlerin ilk atamaları yapılacaktır.
- İlk görev yapanlar en az 20 yıllık ehliyet ve salahiyete sahip Evrak-ı Kadimesi ülke maslahatına dolu dolu olanların mihmandarlığında icazet alarak icraat yapmalıdır.
- Üç yıl sonunda icazet alacağı bürokrattan onay alan bürokratlar normal şekilde asil olarak atanmaları yapılmalıdır. Bu okullar maslahat gereği bir bakanlığa değil Cumhurbaşkanlığı’na bağlı koordine edilmelidir…
Kısacası girift adeta satranç taşları gibi sadece yer değiştiren bir bürokrasi her zaman bir güvenlik tehdidi oluşturmaya devam edecektir. Ülkede en çok hesap vermesi gereken bürokratlar olmalıdır.
Bürokratları koruyarak ülkeyi koruyacağımızı düşünmek adeta bir kurumsal obruk tehlikesi demektir. Bir benzetme yapacak olursa bir toprak için su ne kadar tehlikeli ise bir bürokrat için de para o kadar çok tehlikelidir.
Bir başka ayrıntı selahiyetli ve ehliyetli bir bürokrat hiçbir zaman yaptığı işin reklamını yapmaz ve bu reklam ve tanıtım üzerinden nemalanmaz..
Devlet Adamı olmak her kişinin değil er kişinin işidir…
Ercan Harmancı
Selahiyetli ve ehliyetli bürokrat yaptıklarını değil yapamadıklarını paylaşır hatta yapamadıkları için affını ister. Devlet Adamı olmak her kişinin değil er kişinin işidir…
Selahiyetli ve ehliyetti ve Evrak-ı Kadimesi dolu dolu olan devlet adamı toplumun içine gerçek kimliği ile çıkmaz tebdili kıyafetle çıkar ki bu 1000 yıllık bir gelenektir bizim toplumumuz için …
Halkın içinde gerçek kimliği ile ve yaşantısı ile görünmesi gereken din adamıdır. Devlet adamı ise bir gölge gibi olmalıdır hissedilmeli ama bilinememelidir.
Devlet Adamı ve Gölge Alegorisi
Bir devlet adamı topluma ben buradayım diyorsa bu onun gücünü değil görüntünün bağışladığı itaati beslemek içindir. Spontane olmayan bir itaat arayışı ise bir korkunun en büyük göstergesidir…
Haydi buyurun tüm devlet adamları kendi Evrak-ı Kadime yazan defterlerini bir ellerine alsın ve okusunlar devlet adamlığını hak etmişler mi yoksa gasp mı etmişler…
Toplumbilimci
yazar@ercanharmanci.com
![]()